6331 SAYILI İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ MEVZUATININ UYGULAMASINDA YAPILAN YANLIŞLIKLAR
Değerli Okurlarım;
Son günlerde ülkemizde gerek patlama gerek yangın ve gerekse işyerinde yapılan yanlış uygulamalar sonucunda meydana gelen ve bunun sonucunda da birçok canımızın ölümüne ve/veya yaralanmasına, sakat kalmasına neden olan olaylar, insan olarak bizlere çok ama çok üzmektedir.
Bir Bilgenin dediği gibi, “ACI DUYAN VARLIK CANLI, BAŞKASININ ACISINI HİSSEDEN VARLIK İSE İNSANDIR.”
Meslektaşlarım çok iyi hatırlarlar, 6331 Sayılı Yasasının uygulaması ile ne kadar sevinmiştik. Çünkü artık bizim ülkemizde de İnsan Sağlığı ve Güvenliği Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, özel bir yasa ile koruma altına alınıyordu.
Getirilen KORUYUCU /NORMATİF Yaklaşım ile, bu iş için profesyonel kadrolar oluşturuluyor ve bu kadroların desteği ile Sisteme dayalı bir Program çerçevesinde İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulamalarına geçiliyordu. Artık bizde; İş Sağlığı ve Güvenliği Mühendisler tarafından, Mühendislik Sistematiği ile yürütülecekti.
Buna dayalı olarak da Yetkililer, bu konuda otorite sahibi olanlar da, İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nı savunan konuşmalarında, Türkiye’deki iş kazalarının yüksekliğine ve ölümlere dikkati çekerek, onları dinleyen bizlerde, neden buna daha erken geçilmedi diye, hayıflanıyorduk. Nitekim, büyük beklentiler çerçevesinde; 2012 Tarihinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası çıkartıldı. Ve biz uygulama ile her şeyin düzeleceğini düşündük.
Ancak, ne yazık ki, 6331 Sayılı Yasanı Uygulaması ile ilgili olarak sürekli yapılan değişiklikler, Bu konuda faaliyet gösteren STK (Sivil Toplum Kuruluşları, İSG Dernekleri, Üniversiteler ) ile ortak çalışılmaması, Üniversitelerimizin ve Akademisyenlerimizin, hatta bu konuda değerli tecrübeleri olan İŞ MÜFETTİŞLERİNİN Değerli görüşlerine yeteri kadar önem verilmemesi, Toplumu ilgilendiren bu düzenlemelerin açık platformlarda tartışılmaması, Odaları Birlikleri, kısaca toplumun hiçbir tarafını tatmin etmeyen düzenlemelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sadece GÜNAH KEÇİSİ olarak devreye OSGB, UZMAN ve İŞYERİ HEKİMİ gibi yeni mekanizmalar sokulmuştur.
Diğer taraftan; yapılan birtakım düzenlemelerin ortak bir aklın ürünü olarak ele alınmamış olması nedeniyle içerdiği yanlışlıklar yüzünden, düzenlemeler bir dönem, Yargıya taşınmış ve Yargı sonucunda yeniden ele alınarak, İş Sağlığı ve Güvenliği mevzuatımız yazboz tahtasına dönüştürülmüştür. İşte bunun sonucu da her yıl yüzlerce gencecik canlarımızı kaybetmekteyiz. Kaza olunca da bir günah keçisi aranıyor. 6331 Sayılı Yasa ile getirilen örgütlenme ile Oda bulundu “ Sertifikalı İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanları” ve “ İŞYERİ HEKİMLERİ”
Bu çalışmamız da 6331 Sayılı Yasanın ILO NORMLARINA Uygun olmasına rağmen başarılı olamamasının nedenlerine değinilmeye çalışılacaktır.
Bize göre bu başarısızlığın üç ana başlık altında ele alınması doğru olacaktır.
- Sağlık Hizmetlerinin Yürütümü ile ilgili düzenleme yanlışlıkları
- İş Güvenliği Uzmanlık Hizmeti ile ilgili düzenleme yanlışlıkları
- Çalışan Katılımı ile ilgili Yanlışlıklar
- SAĞLIK GÖZETİM HİZMETLERİ İLE İLGİLİ OLARAK YAPILAN YANLIŞLIKLAR
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nı hazırlayanlar, yasanın, tüm yazgısını işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları üzerine kurmuştur. Yasa ve yönetmeliklerin onların aracılığı ile işyerine indirgenebileceğini düşünülmektedir.
2003 İş Yasası ile başlayan süreçte (4857 Sayılı Kanun) en önemli hatalardan biri, işyeri hekimliğinin sürekli ikinci plana itilmesi ve getirilerinin göz ardı edilmesi Sağlık Biriminin aleyhine Teknik Birime ağırlık verilmesi ve ortak bir çalışma programının etkin olarak devreye konulamaması olmuştur.
2012’den sonra daha kuvvetle hissedilen bir büyük hata daha yapılmıştır. Oda, 4857 Sayılı Kanunla 6331 Sayılı Kanununun ayrı ayrı düzenlenmiş olmasıdır. Bu uygulama konunun sosyal yönünün sürekli ikinci plana itilmesi ve getirilerinin göz ardı edilmesine yol açmıştır.
Çalışma sürelerinden ücretli izinlere, çocuk-genç işçi çalıştırmadan kadın haklarına kadar birçok konudaki kazanım sağlayan 4857 Sayılı Kanun ile iş sağlığı güvenliği yasası arasına “soğukluk” girmiştir.
Bu durum doğal olarak “teknik” boyutun abartılmasına yol açmıştır. Bu noktada, birbirine komşu iki kavram arasında bir sınır çekmek, görev ve yetkiler konusunda da yol gösterici olacaktır: “Sağlık Gözetimi” ile “Çalışma Ortamının Gözetimi”.
Sağlık Birimi çalışanları, çalışma ortamının gözetimine, mevzuatla üstlenmiş oldukları hususlarda işçileri gözleyerek (onlardan elde ettikleri verilerle) katkıda bulunmaktadırlar.
ÇSGB’ in işyeri hekimliği alanında, bilimsel bilgi birikimi yoktur. Bunu oluşturacak tıp eğitimi almış yeterli insan gücü de yoktur ve uzun yıllar boyunca zaten olmamıştır. Şöyle ki, 1979 yılında Bakanlık bünyesinde 8 hekim iş güvenliği müfettişi vak iken bu sayı 2018 Yılına kadar 1 olarak devam etmiş olup (Dr. Ayla TARIM) hali hazırda Bakanlık bünyesinde İşyeri Hekimi sınıfında bir tane dahi iş müfettişi bulunmamaktadır.
Bakanlık bugün Hekimleri sınavsız olarak İş müfettişi olarak atamasına rağmen bir tane dahi HEKİM İş müfettişinin bulunmaması acınacak bir durumdur. Bakanlık bu yapısı ile işyerlerinde ki sağlık Politikasını denetleyecek ve yürütecek alt yapıya sahip değildir.
Bu dönemde, özellikle Türk Tabipleri Birliği, TMMOB, İş Sağlığı Hemşireleri Derneği’nin, Yönetmeliklere karşı açtığı davalarda, Danıştay’ın yürütmeyi durdurma ve yönetmelikleri iptal kararları da kilitlenmede çok etkili olmuştur.
Acilen bu durumun yeniden ele alınması ve ÇSGB ile (TBB) Türk Tabipler Birliği arasında bilgi paylaşımı ve ortak çalışma yapılması zorunluluğu bulunmaktadır.
Çünkü bu çekişme, Hekim ve Hemşirelerin Bakanlık kadrolarına yönelmelerini engellemiştir. Bu olgu, Uygulamada da “sağlık gözetimi” boyutunun zayıf kalmasına yol açmıştır.
Bunun en bariz örneği; Teknolojinin getirmiş olduğu imkanlara dayalı olarak Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan UZAKTAN SAĞLIK HİZMETLERİ uygulamasının ÇSGB tarafından İŞYERİ HEKİMLERİ İÇİN uygulamaya koyamamış olmasıdır.
Şöyle ki, Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya konulmuş olan 25 Ağustos 2022/31934 Sayılı “SAĞLIK BİLGİ YÖNETİM SİSTEMLERİ HAKKINDA Kİ YÖNETMELİK “Kapsamında Sağlık Bakanlığında Sağlık Kurumları Başlığı altında toplanan aşağıda ki birimlerde çalışan DOKTORLAR, Uzaktan Sağlık Hizmetleri uygulamasına tabi tutulurken, İŞYERİ HEKİMLERİ ÇSGB Bakanlığının sahip çıkmaması nedeniyle bu uygulamanın dışında tutulmuştur.
- İlçe Sağlık Müdürlükleri.
- Kamu Hastaneleri.
- Özel Hastaneler.
- Üniversite Hastanesi.
- Tıp Merkezleri ve Poliklinikler
Halbuki 6331 Sayılı yasal düzenleme uyarınca, işyerlerinde KORUYUCU HEKİMLİK Hizmeti veren ve bu hizmetleri kapsamında işçilerin sağlık kontrollerini yapan ve bu kontrol sonucunda kendilerine EK: 2 Sağlık Muayene Raporu düzenleyen İŞYERİ HEKİMLERİ, gözleme dayalı bu hizmetleri, Sağlık Kontrolüne ilişkin teknolojik alt yapısı olmasına rağmen UZAKTAN SAĞLIK HİZMETİ kapsamında verememektedirler.
Nitekim; Bu konuda gerek İGUD (İş Güvenliği Uzmanları Derneği) https://igudernegi.org/ ve gerekse İş Sağlığı ve Güvenliği duayen kurumlarından olan DETAM GRUP https://www.detam.com.tr/ ‘ tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığına yapılmış olduğu başvurular ve görüşmeler sonucunda, bu konuda değişiklik yapılması beklenmesine karşın, 3. ARALIK 2025 Tarihinde değişikliğe tabi tutulan” Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” “https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/12/20251203-2.htm “ te de maalesef bu değişiklik yapılmamış, mevcut yönetmelikte olduğu gibi, Sağlık Bakanlığına bağlı kamu ve özel hastanelerdeki hekimler ve çalıştıkları birimler dışında işyeri hekimlerine yer verilmemiştir.
Buradan hareketle, İşyeri hekimleri Çalışma Bakanlığı’na bağlı oldukları için ancak Sağlık Bakanlığı Reçetem sistemindeki kişinin SMS onayıyla e nabız bilgilerine ulaşabilmekte ve maalesef 25 Ağustos 2022/31934 Sayılı “SAĞLIK BİLGİ YÖNETİM SİSTEMLERİ HAKKINDA Kİ YÖNETMELİK “Kapsamında UZAKTAN SAĞLIK HİZMETLERİ verememekte, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile TTB arasında ki bilek yarışı ve kavga nedeniyle İŞYERİ HEKİMLERİ sahipsiz kalmışlardır.
Buda gösteriyor ki; İşyeri Hekimlerinin yeri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı değil Sağlık Bakanlığı olmalıdır. Çünkü, İşyeri Hekimlerinin işyerlerinde çalışan sağlıklarını takip edebilmeleri için mutlaka, ama mutlaka, işyerinde istihdam edilen işçilerinin E-NABIZ Kayıtların ulaşabilmeleri bir zorunluluktur.
Diğer taraftan; OSGB Hizmetlerinden işyeri hekimleri için belirlenmiş dakikalık çalışmaları vermek için, işyerlerine gidiş geliş Zaman harcaması yanında yüksek maliyetlerin doğumuna neden olan, çalışma biçimi ile hangi Sağlık ve mühendislik hesaplamalarının yarar sağlayacağı dikkate alınarak düşünülmüş olduğu bilinmeyen kendinden meçhul, İŞÇİ BAŞI 5 ve/ya 10 DAKİKALIK Sağlık HİZMETLERİ ile ne gibi bir hedefin yakalanacağı ve neden UZAKTAN SAĞLIK HİZMETLERİ TEKNOLOJİSİNDEN Yararlandırılmadığı anlaşılamamaktadır.
- İŞ GÜVENLİĞİ UZMANIN NİTELİKLERİ İLE İLGİLİ OLARAK YAPILAN YANLIŞLIKLAR
2003 yılında yeni İş Yasası çıktığında, yıllardır beklenen bir adım atılmıştı: İşyerlerinde iş güvenliği uzmanı bulundurma yükümlülüğü getirilmişti. 1930 yılından beri, “elli ve daha çok işçi çalıştıran işyerleri için koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerini yerine getirmek (sağlık gözetimi) amacıyla işyerlerinin doktor bulundurması” zorunluydu. Ama çalışma ortamının sağlıklı ve güvenli hale dönüştürülmesi, tehlikelerin değerlendirilmesi ve önlenmesi (çalışma ortamının gözetimi) için görev yapacak teknik personel bulundurma zorunluluğu (Maden sektörünün dışında) yoktu.
Bu görevler kısmen işyeri hekimlerinden bekleniyor; ama yerine getirilmiyordu. Bu görevlerin büyük bir bölümü de, “işveren yükümlülüğü” çerçevesinde, yasak savarcasına ve farklı (ve bu misyonu benimsemeyen) kişilerce karşılanmaya çalışılıyordu.
Bu bakımdan böyle bir adıma, yeni İş Yasası’nda yer verilmesi çok yerinde olmuştu. Ancak şöyle bir sorun vardı. Türkiye’de bu nitelikte personel hemen hemen yok gibiydi. Üniversitelerde, yıllarca eksikliğine değinilmiş olmasına karşın- bu alanda insan gücü yetiştirmeye yönelik kanallar açılmamıştı.
Bu eksikliği gidermek amacıyla ilk hata yapıldı: Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) teknik iş müfettişlerine (önce 3, sonra 8, sonra 10 yıl görev yapmış olma koşuluyla) görev verilmesi düşünüldü.
Bu hata; Teftiş ile uygulama arasına konulması gereken uzaklığı daraltıyordu.
Çünkü Teknik müfettişlerin eğitim süreçleri, çırak-usta yöntemiyle, geleneksel bir biçimde yürüyordu. Buna karşın, çağdaş dünya “üniversite” eğitimini benimsemişti; akademik bakış açısı diye nitelenen geniş açılı, araştırmaya, yayına dayanan bir öğretim yaklaşımını benimsemişti.
Yıllarca, “en düşük” standardı öngören mevzuatın uygulanmasını izlemiş olmak, ileri doğru atılmış adımları özendirmek ya da desteklemek yönünde tavır geliştirmeyi engelliyordu.
Teftiş ilişkisinin, başından beri, eksik olarak, yalnızca, müfettişle işveren arasında bir ilişki olarak tanımlanmış olması; işçi katılımının teftiş sürecine katılmasının önünde önemli bir engel olarak duruyordu.
Bu da bir hataydı: Müfettişlerin, yeni yetiştirilecek iş güvenliği uzmanlarından çok daha bilgili olacağı varsayılarak, A,B,C sınıfı gibi yetkinlik katmanları oluşturulmuştu.
Böylece hatalar zinciri oluşmaya başladı. Yetkinlik katmanları oluşunca, işyerleri arasında da tehlike derecelerine göre katmanlar oluşturulması ve iş-insan gücü katmanlarının eşleştirilmesi gündeme geldi.
Bu da bir başka hatayı doğurdu. Çünkü Türkiye’de o kadar çok “çok tehlikeli ve tehlikeli işyeri”, buna karşın o kadar az A ve B sınıfı belge alarak iş güvenliği uzmanlığı yapacak eleman vardı ki… Zaten bu tablo, Türkiye’nin ölümlü iş kazası sıklığında Dünya’da önde gelmesinden de belliydi.
Türkiye’de ilk kez iş güvenliği uzmanlık belgesi verileceği için, kısa kurslar (ve bunları verecek kurs kurumları) oluşturma yoluna gidildi.
Kısa sürede C sınıfı belge sahibi, geniş bir kitle oluşturuldu. Merkezi bir sınav yapılarak, belirli bir standart tutturulmaya çalışılsa da, “sınav soruları kurs kurumlarından istenmişti” ve “öğrenciler sınavı başarmaya yönelik bir teknikle yetiştirilmişlerdi”. İşyeri stajları ise bir yasak savmaya dönüşmüştü.
A ve B sınıfı belgeli iş güvenliği uzmanına olan yoğun gereksinme, işte bu şekilde yetiştirilmiş C sınıfı belgeliler üzerinden giderilmeye çalışıldı. Bunların arasından, A ve B sınıfı belgeliler çıkarılmaya çalışıldı.
Önce üç yıl sigortalı olarak görev yapan ve belirli dallarda üniversite eğitimi görmüş olanları “yetkilendirme” düşünüldü. Ama kısa sürede bunun çıkmazları görüldü. Bu kararın, daha mürekkebi kurumadan, “sigortalılık sürelerine” bakılarak, ama “ne konuda görev yaptığına bakılmaksızın” A ve B sınıfı sınava girebilecekleri öngörüldü. İlki 21 Aralık 2013’te yapılan bu sınav ile Liyakat, deneyim vb kalkmış, başarı ölçütü olarak yalnızca sınavları kazanabilmek alınmıştı.
Eğitimcilerimiz çok daha iyi bilirler ki, “Sınav için çalışma”, eğitimin en kötü biçimidir. Bu yalnızca, para kazanmak için iş yapmaya benzer ve “etik” başta olmak üzere bütün sosyal-kültürel getirilerin yitirilmesine yol açar.
2003 ve özellikle 2010 yılı sonrası özel iş sağlığı güvenliği eğitim kurumlarının varlığı ile “iş güvenliği uzmanı yetiştiren kurslar” çok yaygınlaştı. İş güvenliği uzmanlık adayları, serbest piyasanın kucağına bırakılmıştı. Çok sayıda mühendis ve teknik eleman, C sınıfı belge aldı. Bu yoğun ilginin altında, yaygın işsizliğin yanında, “garantili iş olduğu” yönündeki söylentiler de etkili olmuştu.
Ancak birbiriyle çelişen üç uygulama iş güvenliği uzmanlarını zora soktu:
Bütün mühendislik dalları, teknik elemanlar, teknik öğretmenler ve iş sağlığı güvenliği meslek yüksekokulu mezunları özendirildiği için çok büyük bir insan gücü birikimi ortaya çıktı. Bunda ÇSGB yetkililerinin “uzman sayısı yetersiz” paniğinin de önemli etkisi oldu (Buna karşın, geçiş sürecinin iyi yönetilmesi ile paniğe gerek kalmaksızın uygun insan gücü planlaması yapılabilirdi). Bugün, işsiz olan birçok iş güvenliği uzmanı vardır.
Geniş kitleler halinde iş güvenliği uzmanlığı yetkisi kazandırılan teknik elemanların, istihdam edilecekleri alanlarda kısıtlamalara başvuruldu: Henüz yasanın kabulünden 3 ay geçmeden, yürürlük sürelerinde erteleme kararı alınarak, iş güvenliği uzmanlarının, iş bulma olanaklarında büyük bir daralmaya yol açıldı.
Başlangıçta öngörülen “işyerlerinde bulunulması gereken en az süreler” hızla düşürülerek, iş alanları daraltıldı. A ve B sınıfı belgeli iş güvenliği uzmanlığındaki niceliksel darboğazı aşmak için, “sigortalı çalışma süreleri” göz önünde tutularak C sınıfı belgelilere, üst katmanlara geçme olanağı verildi. Böylece aynı nitelikleri paylaşan uzmanlar arasında “yarışta eşitsizlik” yaratıldı.
Bilgi-Deneyim Konusundaki Yetersizlikler, İş Güvenliği Uzmanlarının, İşyerlerinde Ve Yaşanan İş Kazalarında Panik Yaşamasına Ve “Alan Uygulamasından Çok “Evrak Uygulamasına Yönelmesine Yol Açtı. İş güvenliği uzmanlarına yüklenen görev-yetkiler ile tanınan güvenceler arasında büyük bir dengesizlik bulunmaktadır. Bakanlık sorumluluktan kurtulmaları için, işvereni “İHBAR” etmeleri seçeneğini sunmakta, ama iş güvencesine ilişkin herhangi bir olanak getirmemektedir. Mevcut sistemde bu hiçte olası bir değildir.
ÇSGB iş müfettişleri de iş güvenliği uzmanının çalışmalarını yönlendirme konusunda ısrarcı ve baskıcı bir tutum içine girmişlerdir. Kendilerine A sınıfı belge hakkı tanınmış olmasının psikolojik etkisi ile işyerinde görev yapan iş güvenliği uzmanlarını kendi astları gibi görmektedirler. (Bakanlıktaki “üstat” nitelemesine uygun olarak).Onlara kendi uygulama planlarına yapmalarına olanak vermeden, durmadan yazılı doküman üretmek zorunda bırakmış olmaktadır. Bütün bu hatalardan ve çıkmazlardan çıkış yolu, “insan odaklı yaklaşımdan geçmektedir.
- ÇALIŞAN KATILIMININ ETKİNLEŞTİRİLMEMİŞ OLMASINA İLİŞKİN YANLIŞLIKLAR
Avrupa Birliği Çerçeve Direktifinin (89/391) üzerinde ağırlıkla durduğu iş sağlığı güvenliği sorunlarının çözümünde çalışan katılımı, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ve sonrasında ILO Normlarına uygun olarak yer almamıştır.
Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) iş müfettişlerinin ceza tehdidinin, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarının işyerindeki “tek yanlı ve buyurgan” çabalarının, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önüne geçeceği varsayımı, yasa koyucuda da vardır.
www.isguvenligi.net üzerinden yapılmış olan bir ankette konuyla ilgilenenlerin bu beklentiye kapılmadıkları anlaşılmaktadır.
“Tek başına işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı istihdamının sağlanması, işyerlerinde iş kazalarıyla meslek hastalıklarının önüne geçer mi?” Sorusuna verilen yanıtların dağılımı şöyledir
Hayır, (% 51, 262 Oy),
Evet, (%23, 117 Oy),
Zaman gerekli. (%18, 93 Oy),
Amaç o değil ki. (%8, 45 Oy),
Toplam Oy Veren Sayısı: 517
O zaman, iş sağlığı güvenliği sorunlarının çözümü için, eksik olandan ya da yapılmayandan yola çıkmak gerekir. Eksik olan ve yapılmayan, çözümde sorunun asıl sahibi olan “İŞÇİ” desteğinin ve katılımının sağlanmış olması gerekmektedir.
Avrupa Birliği Çerçeve Direktifi ve diğer Direktifler ile ILO Sözleşme ve Tavsiye Kararları, işçi katılımını önemsemektedir.
İş Sağlığı Güvenliği Yasası, “TEKNİK” bir belgeye dönüştürülmüştür. Bu yüzden, çok bilimli bir alan olan iş sağlığı güvenliğinin sosyal bilimler ile olan ilişkisi göz ardı edilmiştir.
- Çalışma sürelerinden vardiya çalışmasına,
- Haftalık İzin kullanımdan- yıllık izin kullanımına ve
- İstihdama kadar birçok konu kapsam dışı bırakılmıştır.
İşçi temsilcisinin katılımı ile ilgili sınırlılıklardan biri de, birlikte çalıştığı işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının gördüğü eğitimin çerçevesinden kaynaklanmaktadır.
ÇSGB’ in işçi temsilcilerinin de, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı gibi, zamana yayılmış bir eğitim görmesini zorunlu kılmamış olması bir eksikliktir.
Buna karşın, tüm işçilerden, mesleğini yapabilecek yetkinlikte olduğunu kanıtlayan “mesleki eğitim belgeleri” istenmektedir. Demek ki, işçi temsilcisinin, iş sağlığı güvenliği alanındaki çalışması önemsenmemektedir.
İşyerlerinde katılım mekanizmasının işleyebilmesinin temel koşulu, sosyal hakların verilmiş olmasıdır. Bunun için de her şeyden önce bunları izleyecek bir görevlinin (yetkinlik belgesi ile tanımlanmış) işyerinde bulunması gerekmektedir. Böylece iş sağlığı güvenliğinde bir takım oyunu ortaya çıkmış olur. İşçi temsilcisi de, bu görevliler ile işçiler arasında köprü oluşturur.
İbrahim OĞUR
E.Baş İş Müfettişi
İş Hukuku Uzmanı
YARARLANILAN KAYNAKLAR :
- http://www.ilo.org/public/turkish/region/eurpro/ankara/
- Fatih YILMAZ, ” Avrupa Birliği ve Türkiye de İş Sağlığı ve Güvenliği, Türkiyede İş Sağlığı ve Güvenliği Kurullarının Etkinlik Düzeyinin Ölçülmesi” Doktora Tezi, İÜ. Sosyal Bilimler Enstitüsü
- ÇSGB “ 6331 Sayılı İş Güvenliği Kanunu” Bilgilendirme 2012 Yayını
- Doç. Dr. Selim BARADAN, ge Ünv.Doç. Dr. Ümit Dikmen, Kültür Ünv Doc. Dr,Uğur müngen, İTÜ,Doc. Dr Osman Aytekin Eskişehir Ünv.,Gülsüm Sönmez, Ankara, İnşaat Müh. Odası” Türkiyedeki İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Mevzuatının İnşaat Sektörü Açısından Öncelenmesi.”
- OSHA Wep Sayfası http://www.osha.gov.Erişim Tarihi: 30.11.2014
- Ulusal İş Sağlığı Ve Güvenliği Konseyi Yönetmeliği 5 Şubat 2013 SALI/ Sayı : 28550
- Tehlikeli Ve Çok Tehlikeli Sınıfta Yer Alan İşlerde Çalıştırılacakların Mesleki Eğitimlerine Dair Yönetmelik/(13.07.2013 tarihli ve 28706 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.)
- İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği, RG, Tarihi: 29.12.2012/28512
- İşyeri Hekimlerinin Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri, Hakkında Yönetmelik,20 Temmuz 2013/28713
- İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki ve Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik
- www.haberisg.com.tr i. Oğur Makaleleri

