6331 SAYILI KANUNLA GETİRİLEN İSG UZMANI DÜZENLEMESİNİN DOĞURDUĞU SAKINCALAR
Kuruluşunuzun, Sağlık ve Güvenlik Uzmanları (SGU) programını yönetme görevini aldıysanız, İşletmenizin yasal uyumluluğunu korumak, ayrıca riski kontrol altına almak ve işyerinde oluşabilecek zararları önlemek için bilmeniz gereken bir sürü şey ve oluşturulması gereken birçok süreç bulunmaktadır. Eğer bu konuda deneyim ve tecrübeniz az ise, İşiniz zor, Allah kolaylık versin.
Hatta, bırakın, (SGU) konusunda, yöneticilik deneyim ve tecrübesi az olanları, bu durum deneyimli olan (SGU) profesyonelleri için bile bunaltıcı olmaktadır.
Öyle ki, KADRO yapılanmaları ve gerekse BÜTÇE Tahsisi bakımından gittikçe küçülen ve sıradan bir hizmet veya emtia alışı yapılırcasına, İşletmelerin Satın Alma Departmanlarına yönlendirilen ve çoğu kez, üst yönetim tarafından habersiz dahi olunan (SGU) çalışmaları, Sektör departmanları arasında (SGU) üzerine daha fazla iş yükü binmesine ve birkaç kişinin omuzlarına yüklenmesine sebep olmaktadır. Bunun sonucunda da (SGU) Çalışmalarından beklenen sonuç alınamamaktadır.
Bu koşullar altında; (SGU) Sağlık ve Güvenlik Uzmanlarının (SGU) Çalışma programlarını tekrar rayına oturtmaya yardımcı olacak YENİ GÜVENLİK ANLAYIŞINI- TEORİSİNİ (adına ne derseniz deyin) Uygulamaya koymaları bir zorunluluk içermektedir.
Şu meşhur “sihirli değnek” hikayesinde olduğu gibi, “değneği tıklatılarak” düzeltilmesi veya GODO Efsanesinde yer aldığı gibi “bir kurtarıcı” ın gelerek her şeyi düzeltmesi ne güzel olurdu. Ama bu sadece hikayelerde yer aldığı için böyle bir şeyin olmasını bekleyemeyiz.
Rayından çıkmış bu durumu, yine bu (SGU) Çalışmalarına baş koymuş, (SGU) (Sistem Temsilcileri, Denetmenler, Eğitmenler) yani siz PROFESYONELLER çözeceksiniz.
Bilindiği üzere; Aslında ülkemizde İş Sağlığı ve Güvenlğine ilişkin düzenlemeler, 2012 Yılında uygulamaya konulmuş olan 6331 Sayılı Yasa ile başlamamıştır.
İş sağlığı ve güvenliğine olan ihtiyaç çoğu ülke örneğinde olduğu gibi kömür madenciliği ile doğmuş ve ilk yasal düzenleme 1865 Dilaver Paşa Nizamnamesi ve onun ardından yürürlüğe giren 1869 Maaddin Nizamnamesi uygulamaya geçirilmiştir.
Diğer taraftan, Ülke savaş halinde olmasına rağmen, 1921 yılında maden işçilerinin hukukuna ilişkin Kanunu çıkartılmış, 1930 yılında çıkarılan “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu” nun 180. maddesi ile en az elli işçi çalıştıran işyeri sahiplerine hekim bulundurma ve hastaları tedavi etme zorunluluğu getirilmiştir.
Daha sonra zamanın ruhuna uygun olarak, konu ile ilgili düzenlemeler 1936 yılında yasalaşan 3008 Sayılı İş Kanunu ve arkasından 1971 Tarihinde 1475 Sayılı iş kanunu ile devam etmiştir.
01.09.1971 tarihinden 2003 tarihine kadar otuz iki yıl süreyle uygulanan, 1475 sayılı İş Kanununda yer alan İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin düzenmeler, 10 Haziran2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanununa aktarılmıştır. Daha sonra AB görüşmeleri çerçevesinde , Avrupa müktesabatına uygun düzenlemeler yapılarak, 12.06.2012 Tarihli 6331 Sayılı “ İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu “ çıkartılmıştır.
Bu, tarihsel indeksi çıkartmamızın nedeni, 1865 Yılına dayanan, ve Cunhuriyet Döneminde geliştirilen, sonunda 2012 Yılında AB Müktesabatları ile Dünya ölçeğinde gelişmiş mevzuata sahip olan ülkemizde “ İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ” ne bakış açsının hala “ İNSAN SAĞLIĞI ve GÜVENLİĞİ” ile özdeş bir yaklaşım anlayışına kavuşmamasının, nedenlerini ortaya koyacağımız tezlerle açıklayabilmek içindir.
Peki Ne oldu da (SGU) Uygulamalarında İşler bu kadar karmaşık hale geldi?
Bugün bu makalemizde; İşletmelerde uygulanan güvenlik yönetimi yaklaşımını basitleştireceğine yardımcı olacağına inandığımız özellik seyahatimizde edindiğimiz KANADA Uygulamalarına ilişkin bazı yaklaşımları sizlerle paylaşmaya çalışacağız.
GÖZLEM;
Son 20 Yıl içerisinde, İngiltere, Amerika, Kanada ve Almana gibi gelişmiş ülkelerde yapılmış araştırmalar, İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ilgili mevcut zorlukların, “yaklaşık 50 yıl önce İngiltere de uygulamaya konulan ilk güvenlik standartlarının yayınlandığı zamana kadar uzandığını ortaya koymuş ve araştırma sonucunda;
Bunun sebebinin; “Sanayi ve Teknolojinin gelişmesine paralel olarak Uygulamaya konulan Sağlık ve Güvenlik Standart ve Yönetmeliklerinin SAYI, BOYUT ve İÇERİK açısından karmaşık olması buna bağlı olarak da İŞ SAĞLIĞI ve GÜVENLİĞİ Uzmanlarının devreye sokularak, Yönetimin işletmeyi yönetmeye odaklanması ve yapılan bu işlem nedeniyle SORUMLULUK AYRIMININ oluşması” olduğu görüşüne varılmıştır.
ŞÖYLE Kİ;
- Bu uygulama, Yönetimi İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ Konusunda doğrudan sorumluluk içeren anlayıştan fiilen uzaklaştırmış,
- İş Sağlığı ve Güvenlik Uzmanlarının ise, DENETİMLER Yapmaktan, RİSKLERİ Belirleyip Kontrol etmekten ve ÇALIŞANLARIN Kurallara Uymasını sağlamaktan sorumlu uygulayıcılar veya “GÜVENLİK POLİSLERİ” olarak görülmesine yol açmıştır.
Ne yazıktır ki, bu uygulama, GÜVENLİK KÜLTÜRÜNÜN Yerleşmediği sektör ve kuruluşlarda;
GÜVENLİK ve ÜRETİMİN Çatıştığı düşüncesine katkıda bulunan bu fikir, bugün hala mevzuatımızda devam ettirilmekte ve bu nedenle de yasal bir zorunluluk olarak kurum ve kuruluşta varlığını sürdürmektedir.
- Sorumluluk Ayırımının Doğurduğu Yaklaşım
Bilindiği üzere, Sanayi ve Teknolojinin gelişmesine paralel olarak “Gelişen Güvenlik Teorisi” 1980’lerden sonra yoğun bir şekilde “Çalışan Davranışlarına Doğru Odaklanmaya” Başlamıştır.
Bununun sonucu olarak; Devletler “Çalışanların Korunması” Gerektiğini düşünmeye ve tedbir almaya yönelirken, KURUM ve KURULUŞLAR ise, Çalışanlarını “kontrol edilmesi gereken sorunlar” olarak görmeye başlamışlardır.
Bu düşünceler, işverenlere önleme konusunda daha fazla sorumluluk yükleyen yasal düzenlemelerin doğmasına neden olmuş ve maalesef ülkemizde bu çalışmaların içerisinde bulunan bazı bürokratik kafaların (geçmişte İş Müfettişlerinin ) yanlış yönlendirmesiyle, getirilen bazı düzenlemelere bağlı olarak, Özellikle Büyük Kuruluşlar (İnşaat Firmaları, Sanayi Kuruluşları) GÜVENLİK PROGRAMLARINI ağırlıklı olarak yasal sorumluluğu yönetmek ve buradan gelecek olan yaptırımları önlemek üzerine kurgulamışlardır.
Kurum ve kuruluşlarda, uygulanan Programlarda ele alınan Prosedür, Yönetmelik, Talimat ve Formlara yakından baktığımızda, hemen, hemen hepsinin; Yarı yasal terimlerle yazılmış düzenlemeler olduğunu, yine bu konuda faaliyet gösteren eğitim kurslarının büyük bir kesiminin çalışan davranışlarını kontrol etmeyi ve düzenleyicilere (İşveren- Yönetici) kötü bir şey olursa, bu durumun, çalışanların kurallara uymamasından kaynaklandığını göstermeye yönelik olduğunu gözlemlemekteyiz.
Nitekim bunun sonucunda da;
- İşyeri, Şantiye, Fabrika ve İşletmelerde ki, güvenlik programları büyük ölçüde, işin nasıl yapılması gerektiğini yönlendiren belirli prosedürlerden dolan dizi, dizi klasörlerden oluşmaya başlamış,
- Öbür taraftan da Mevzuat ile getirilmiş olan A, B ve C “GÜVENLİK UZMANLARI” bir başka değişle “GÜVENLİK POLİSLERİ” ile de kurallara uymayan davranışları bulup düzeltmek için turlar düzenlenmeye başlamıştır.
KURUMLARIN Bazıları; getirilmiş olan bu düzenlemelere bağlı olarak, araya koydukları “GÜVENLİK UZMANLARI” veya DENETİM ELEMANLARI” tespitleri üzerinden daha fazla kötü davranış keşfettiklerinde, daha fazla kural ekleyerek, yönetilmesi gereken daha büyük bir yük dağı yaratırken; Bazıları da görevlendirdikleri DENETMENLERİN yapmış oldukları tespitlerle kendileri iş yükü getirdiklerini düşünerek, denetim sayısını azaltmaya bir bakıma Halının altına süpürerek, görmemezlikten gelmeye yönelmişlerdir.
Bunun sonucu olarak da;
Kuruluşlar daha yalın hale geldikçe ve İSG departmanları küçülmeye başladıkça, İSG Teklifleri yönetimden, işletmelerin Pazarlama- Satın alma Departmanlarına inerek, İSG programı yönetme sorumluluğu birkaç kişinin omuzlarına düşmüş ve bütün bunların sonucu olarak da güvenlik performansı da bir duraklama dönemine girmiştir.
- Güvenlik Programlarının Kontrolünü Yeniden Ele Geçirmekte Zorlanan Kuruluşlar Ne Yapmalı?
“Başarının anahtarı daha fazla kural ve karmaşıklıkta değil, güvenlik programlarını daha basit, daha kapsayıcı, daha ilgi çekici ve daha sürdürülebilir hale getirmekte yatmaktadır.”
Yukarıda değinildiği gibi, öncelikle İLK HATA; Yönetimin İSG Programından çıkartılmış olmasıdır. Bize göre, bu düzenleme, Modern güvenlik yönetimi geliştirilirken işlenen ilk günahlardan birisidir.
Çünkü, Yasal düzenleme ile işveren sorumluluğu ortadan kaldırılmamış ise de bu sorumluluk yasal mevzuatın maddeleri içerisinde saklı kalmış, pratik uygulamada, İSG Uygulayıcılarının (SGU) üzerine yıkılarak, yönetimin ve üretim sorumlularının bu işten kendilerini sıyırmasına neden olmuştur.
Bir başka değişle; yönetimin bir parçası olan güvenliğin başka bir iradi yetkiye devredilmesi ile işyerinde sorumluluk çatışmasının yolu açılmıştır.
UNUTULMAMALIDIR Kİ;
• Güvenlik, işletmenin diğer yönleriyle tamamen örtüşen bir kavram değildir.
• Güvenlik uzmanları (SGU) ise program bekçileri hiç değildir.
Güvenlik Uzmanları yönetime danışman olarak hizmet verir ve sorunları tespit etmelerine, çözmelerine ve iç risk yetkinliklerini geliştirmelerine yardımcı olurlar.
Sorumluluk Çatışmasının ortadan kaldırılması için, üretim planlamasını yapan ÜRETİM PROGRAMI ile SAĞLIK ve GÜVENLİK Planlamasını yapan (SGU) “GÜVENLİK PROGRAMLARININ” Tasarım safhasından itibaren bütün süreçlerde, ÜST YÖNETİMİN Koordinasyonunda yürütülmesi gerekmektedir.
Bunun sağlanabilmesi için de;
- Eğer Güvenlik Programı, kurum içerisinden yürütülecek ise, SGU Uzmanları, Organizasyon şemasında üst yönetime bağlanmalı (Yönetim Kurulu Başkanı, Genel Müdür, )
- Dışarıdan yetkili OSGB üzerinden yürütülecek ise, ÜST YÖNETİM mutlaka yapılacak İSG Programları ile ilgili olarak bilgi sahibi olmalı ve güvenlik çalışmalarının Kontrol ve Denetimleri için görevlendirme yapılsa dahi, üretim planlamasının bir parçası olarak ele alınıp, yürütülmekte olan İSG çalışmalarından haberdar olacak mekanizmalar devreye sokulmalıdır. (Bu aylık ve/veya dönemsel Gözden Geçirme Toplantıları şeklinde olabilir)
- Diğer taraftan, Özellikle Yapı Sektöründe, işin niteliğinden kaynaklanan gerekçeler ile Alt işverenler ile çalışma zorunluluğu doğmakta ise, işin bütünü içerisinde görev üstlenecek olan firmalar için, İşyerinde uygulanacak İSG Programına uygun şartnameler hazırlanmalı ve bu şartnameler çerçevesinde uygulayacakları “Güvenlik taahhütleri kendilerinden istenmelidir.
- İşyerinde birden fazla ALT İŞVEREN ve bu alt işverenlere hizmet üreten OSGB’ varsa, yönetsel birliği sağlayabilmek için, ana firmanın, kendi bünyesinde de bir İSG Organizasyonu oluşturması ve/veya (ÇATI OSGB) üzerinde bu firmalar üzerinde 3. Göz Denetim Mekanizması oluşturmalıdır.
- Sağlık ve Güvenlik Programları için belirlenmiş olan başarı ölçekleri yeniden tanımlanmalıdır.
Bu bir araç sürücüsünün, güvenliğinin ancak varış noktasına vardıktan sonra değerlendirilmesine benzer. Yolda an itibariyle Kaza yapılmamış olması, yol bitmeden yolda güvende olunduğu anlamına gelmez. Örnek verecek olursak; Ankara’ dan İstanbul’ a giden bir aracın, güzergahında bulunan; KAZAN, KIZILCAHAMAM, BOLU, DÜZCE, ADAPAZARI, İZMİT, GEBZE noktalarının her birisinden geçip İSTANBULA gelmesine kadar olan 450 KM ‘ lik yolda, KAZAN veya BOLU ‘ da kaza yapmamış olması iyi bir sonuç ise de, performansı belirleyecek olan İSTANBULA kazasız varıştır.
Bugün, kuruluşların üzerinde durdukları yaklaşımlardan en önde geleni güvenlik performansının mutlak ölçüsü olarak yaralanma oranlarına gereğinden fazla önem vermeleridir. Ancak bize göre, bu yaklaşım özünde kusurludur.
Eğer bir işletme; çalışanlarına, ölçtüğü veriler ve verdiği tepkilerle Projenin sonuna kadar, kazaların her ne pahasına olursa olsun önlenmesi gerektiğini ortaya koyar, arkasında durur ve bu iradi kararının gereklerini yerine getirirse tam olarak bunu elde edebilir.
Bir inşaat Projenizin bitmemiş olması nedeniyle, devam eden süreçlerinde gizli riskler varken, aylarca olaysız performans sergileyebilirsiniz. Ancak unutulmamalıdır ki, OLAYLAR DOĞRU ANI BEKLERLER. Halının altına süpürülen sorunlar, yalnızca sahte bir güvenlik duygusu yaratmaya yarar.
Buradan hareketle; Güvenlik yönetimini iyileştirmek isteyen kuruluşlar, öncelikle güvenlik başarısını nasıl tanımladıklarını yeniden düşünmelidir. Bu işletmeler, doğrudan kazalardan kaçınmaya odaklanmak yerine, kazalara katkıda bulunan riskleri yönetme kapasitesini nasıl geliştireceklerine odaklanmalıdırlar.
“OLAY ORANLARI GECİKMELİ GÖSTERGELERDİR; DOĞRUDAN ETKİLENEMEYEN GERİYE DÖNÜK ÖLÇÜMLERDİR. ÖNCÜ GÖSTERGELER İSE KONTROL EDEBİLDİĞİMİZ VE GECİKMELİ ÖLÇÜMLERİMİZİ DOĞRUDAN ETKİLEYEBİLDİĞİMİZ ÖLÇÜMLERDİR.”
Riski yönetme konusundaki kurumsal kapasitemizi ve savunma gücümüzü ölçmek için doğru öncü göstergeleri seçerek, olayların meydana gelmesine ve olay oranlarımızın artmasına olanak tanıyan unsurları doğrudan etkileyebiliriz. Bu bağlamda, işe doğru öncü göstergeler seçilerek başlanmalıdır.
Olaylarımıza katkıda bulunacak ve proaktif olarak odaklanmamızı sağlayacak yaklaşımlar nelerdir diye baktığımızda, Bunları
› Tamamlanan güvenlik eğitimi yüzdesi
› Gerçekleştirilen güvenlik gözlemi sayısı
› Tamamlanan ekipman denetimi sayısı
› Düzeltici eylemlerin kapatılması için gereken gün sayısı Başlıkları altında toplayabilmekteyiz.
Olay oranlarını doğrudan ele alamayacağımızı kabul ettiğimiz sürece, takip etmekte hiçbir sakınca yoktur. Ölçmek için doğru öncü göstergeleri seçerek, daha sonra olaylara yol açmadan önce riski ele almak için erken harekete geçebiliriz. Ancak hangi ölçümleri takip ettiğimizin ötesinde, bunların toplanmasını ve hesaplanmasını mümkün olduğunca verimli hale getirmeyi hedef olarak düşünmeliyiz.
- Ön saflarda yer alan, tehlike riski yüksek olan çalışanlara İSG Programında yer verilmelidir.
Güvenlik olgunluğu düşük olan kuruluşlarda, ön saflardaki çalışanların sağlık ve güvenliği tamamen yönetimin sorumluluğu olarak görmesi nadir değildir. Ve bu genellikle yönetimin çalışanları İSG sürecine etkili bir şekilde dahil edememesinden kaynaklanmaktadır.
Sınırlı kaynaklarla, yönetim her sorunu tespit edip müdahale edemez veya yaralanmaları sürdürülebilir bir şekilde önlemek için tek başına risk alamaz. Riske en yakın çalışanların, neler olduğunu an be an bilmelerini, dikkatin nereye odaklanması gerektiğini ve gerektiğinde harekete geçmeleri için bu çalışanların güçlendirilmesini sağlayacak yardıma ihtiyaçları vardır.
İş gücü, Sağlık ve Güvenlik programından dışlandığını hissederse, güvenli bir çalışma ortamının oluşturulmasına ve sürdürülmesine yardımcı olma konusunda kendilerini sorumlu hissetmez.
“Güvenlik, kontrol listeleri, denetimler veya daha fazla kural oluşturmakla ilgili değildir.
Kalpleri ve zihinleri kazanmakla ilgilidir. Bunu yapmak için de, öncelikle insanların yaptıkları şeyleri yapmalarını sağlayan şeyin ne olduğunu anlamamız gerekir. Bu ise, ancak insan odaklı olduğumuzda gerçekleşir.”
- Suçlamaya değil, öğrenmeye çalışmalıyız.
Bu konuda, Kanada da çok satan “Kara Kutu Düşüncesi” adlı bir İSG Dokümanında verilmiş olan bir örnek beni çok etkiledi. Bunu okurlarımla paylaşmak isterim.
“B-17 Savaş Uçağı, II. Dünya Savaşı sırasında ABD Ordusu tarafından Almanya üzerinde stratejik bombardıman saldırıları düzenlemek için yoğun olarak kullanılan bir uçak. Ancak, 1940’larda B-17’nin “bir dizi açıklanamayan pist kazasına” karıştığını anlatılıyor bu kitapta. Başlangıçta, uçakların pilot hatası nedeniyle düştüğüne inanan ABD Ordusu, olayları azaltmak için pilot eğitimine yoğun bir şekilde odaklanmış, ancak hiçbir şeyin uçakların yine de düştüğü görülmüştür.
Ordu, bu kazaların pilot hatasından ziyade sistem tasarımıyla ilgili olduğunu ancak daha sonra detaylı bir incelemenin sonucunda “Uçağın iniş takımlarını kontrol eden kollarla, kanat kanatçıklarını kontrol eden kolların aynı şekle sahip olmasının yanı sıra, gösterge panelinde de yan yana konumlandırıldıklarını da “keşfetmişler.
Zorlu bir iniş girişiminde bulunan pilotlar, yanlışlıkla yanlış kolu çekiyor, kanat kanatçıkları yerine tekerlekleri geri çekiyor ve uçağın düşmesine neden olunuyordu. Ordu, kolları farklı görünecek şekilde yeniden tasarladı ve kazalar anında sona erdi.
Kitabın değerlendirme bölümünde ise; bu hikâyenin ortaya koyduğu şey ise, hepimizin hatalara bakarken içsel bir önyargıya sahip olduğumuz vurgulanıyordu.
Bizler insan olarak, gözlemlenen davranışları açıklamak için kişilik faktörlerini abartma, durumsal faktörleri ise küçümseme eğilimindeyiz. Başka bir deyişle, ilgili kişinin neden olması gerektiği gibi davranmadığına daha fazla odaklanıyor ve onları ilk başta bu şekilde davranmaya itmiş olabilecek koşullara çok daha az dikkat etmekteyiz.
Unutulmamalıdır ki, Güvenlik performansını iyileştirmek, öğrenme ve suçlama arasında hassas bir denge kurmayı gerektirir. Bir olaydan ders çıkarabilir veya olayı suçlayabilirsiniz, ancak ikisini birden yapamazsınız.
Konuyu disipline etmek doğru şey gibi görünebilir, ancak bunu yapmanın bir sonraki olayı önlemek için sistemlerimizi nasıl iyileştireceğimizi anlama pahasına olabileceğini kabul etmeliyiz. “Bireyleri suçlamak, sistemleri hedef almaktan duygusal olarak daha tatmin edici olabilir” ancak çoğu zaman daha az etkilidir.
İşte bu nedenle, olay soruşturmalarına, savunma sistemlerimizdeki zayıflıkların nerede olduğunu veya gelişebileceğini öğrenmek ve enerjimizi bu boşlukları gidermeye odaklamak gibi temel bir hedefle yaklaşılmalıdır. Disiplin, yalnızca en vahim vakalar için ayrılmalıdır. Adil olmayan bir şekilde disiplin uygulamak, iş gücü güvenini zedeleyecek, öğrenmeyi engelleyecek ve riski sürdürülebilir bir şekilde yönetmek için gereken bağlılığa zarar verebilir.
SONUÇ OLARAK
- Denetim, Denetim, Denetim.
Birçok şirketteki olayları derinlemesine inceleseydik, bunların işyerindeki bir şeyden doğrudan kaynaklandığını veya dolaylı olarak etkilendiğini mutlaka görürdük.
- Eksik bir koruma, çalışanın elinin makineye sıkışmasına neden olur.
- Sızdıran bir borudan su birikmesi, kayma ve düşmeye yol açar.
- Hasarlı bir ekipman, sinirli bir çalışanın çok sert çekmesine ve burkulmalara neden olur.
Çoğu durumda, olaylara katkıda bulunan faktörler, sadece bakmak için zaman ayırırsak, açıkça görülebilir.
Ne yazık ki, birçok kuruluş, işyeri denetimlerinin, olayların acil ve altta yatan nedenlerini ele almanın etkili bir yolu olarak önemini gözden kaçırmaktadır. Ancak bunu yapmak, yaralanma riskini azaltacak, olay oranlarını düzenleyicinin gözetimi altında tutacak ve kritik eksikliklerin, bir denetçi bunları bulup ceza kesmeden çok önce giderilmesini sağlayacaktır.
Denetimler aynı zamanda iş gücünü Sağlık ve Güvenlik programını destekleyen somut eylemlere dahil etmek için mükemmel bir fırsattır.
Bu denetimler, ön saflardaki çalışanlarla yönetim liderlerini bir araya getirerek ilişkiler kurmalarına, fikir alışverişinde bulunmalarına, çapraz eğitim almalarına ve yaralanmaların önlenmesine yönelik ortak bağlılıklarını göstermelerine yardımcı olma fırsatı sunar.
Küçükten başlamak en iyisidir. İş yerimizi denetlenecek yönetilebilir bölümlere ayırmak için işlevler arası bir ekiple çalışın ve ekiplere atanan kişilerle tekrarlayan bir program oluşturmalıyız…
Denetim sonuçlarını, tespit edilen sorunlara olası çözümler hakkında fikir edinmek için çalışanlarımızla, belki de aylık bir güvenlik toplantısında, gözden geçirip denetim sonuçlarını, çalışanlarımızı, ilerleme hakkında bilgilendirmek için ortak bir alanda toplamalıyız.
İbrahim OĞUR
İş Güvenliği Uzmanı
E. Baş İş Müfettişi
Referanslar
- İbrahim Oğur, İSG Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumlulukları, HABERİSG. https://haberisg.com/
- Furst, S. 27 Ekim 2020. Güvenlik Yönetimiyle İlgili Sorunlar: Yönetim ve Uygulama Sorunları. Mesleki Sağlık ve Güvenlik Dergisi’nde yayınlanmıştır. Erişim adresi: https://ohsonline.com/ Articles/2020/10/27/Problems-with-Safety-Management-Managementand-Practices-Issues.aspx?Page=1
- 27 Eylül 2017. Çalışan katılımının genel iş yeri güvenliğinde neden önemli bir faktör olduğu. Total Safety. Erişim adresi: https://www.totalsafety.com/why-employee-engagement-is-a-key-factor-in-overallworkplace-safety/
- Reason, J. 2000. İnsan Hatası: Modeller ve Yönetim. BMJ. 320(7237): 768-770
- 5 Cobb, K. 2016. Gölgelerden Güvenlik Erişim adresi: https://ohsonline.com/blogs/the-ohswire/2016/03/gölgelerden-güvenlik.aspx
- Tixier. A. J-P. ve ark. 2016. İnşaat güvenliği için otomatik içerik analizi: Yapılandırılmamış yaralanma raporlarından öncülleri ve sonuçları çıkarmak için bir doğal dil işleme sistemi. İnşaatta Otomasyon. (62): 45-56

